Engelli değil engellenmiş çocuklar: Bir seçeneksizlik olarak özel eğitim ve rehabilitasyonlar – Sevgi Türkmen

Çocukların bir kısmı içinde bulunduğu koşullardan kaynaklı örseleniyor, yaşıtlarından doğal olarak geç öğreniyor, geç algılıyor. Buna “zeka geriliği” deniyor. Bu çocuklar “engelli” değil engellenmiş, “ilgilenilmemiş”, en zaruri ihtiyaçları bile giderilmemiş yoksulun çocukları, yoksul çocuklardır.

Bir kadın ve iki kızı yol kenarında tartışıyorlar, aslında daha çok anne tartışıyor, kızlar sessiz. Anne, dokuz on yaşlarında olan kızlarından birinin kafasına vurarak bir şeyler söylüyor. Annenin yanında başka bir kadın, üzerinde özel eğitim logosu olan aracını park etmiş, elinde hastane giriş kağıtları ve psikiyatrik test sonuçlarıyla kızları azarlıyordu. Sarışın ve arabalı kadın; esmer, yanık tenli ve arabasız çocuklara yüksek sesle: sadece bilmiyorum diyecektiniz ya, o kadar, bilmiyorum.

Her gün onlarca yoksul çocuk özel eğitim raporu alabilmek için özel eğitim ve rehabilitasyon merkezlerince hastanelere taşınmakta. Her gün onlarca çocuk bu raporu alabilmek için bildiğine bilmiyorum demek, yönlendirildiği şekilde, kendince, “engelli çocuk” taklidi yapmak zorunda kalmakta. Her gün yukarıdaki örneğin benzerleri hastane önlerinde yaşanmakta. Eğitim sisteminin yetersizlikleri, devlet destekli bu özel kurumlarca giderilmeye çalışılmaktadır.

NE KADAR ÇOK RAPOR O KADAR ÇOK PARA

Özel eğitim merkezleri ilk defa seksenli yıllarda SHÇEK’ye bağlı olarak kurulmuştur. Bu kurumlar 2006 yılında MEB’e devredilmiştir. Son on beş yıldır sayıları her yıl artarak çoğalan, özel eğitim ve rehabilitasyon merkezleri olarak bilinen bu kurumların amacı zeka sınırlılığı ve fiziksel engeli olan çocuklara destek eğitim vermektir. Fiziksel ya da zihinsel engelli raporu olan çocukların okulları dışında ayrıca birebir destek alacakları alanlar oluşması umut verici olsa da bu kurumların sayısının hızlıca artması ve büyük oranda denetimsiz olması verilen desteğin içeriğiyle ilgili birtakım sıkıntıları da beraberinde getirdi. Bunun yanında zamanla özel eğitim kurumlarının “hedeflediği çocuk kitlesi” sadece fiziksel ya da zihinsel sınırlılığı olan çocuklar olmaktan çıkarak, sosyal/ekonomik sınırlılıkları olan çocuklar da olmaya başladı. İş öyle bir hale gelmiştir ki artık, her çocuk bir rapor gibi görülmeye başlanmış, ne kadar rapor o kadar para olacağından asıl hedef ne kadar çok çocuğa rapor çıkarabilirsek o kadar kazanacağıza varmaktadır.

Çoğu özel eğitim kurumu bu “hedefleri” doğrultusunda, çalışanlarını servislerle yoksul mahallelere gönderip özel eğitimin “faydalarını” anlattırmakta ve çocuğun tüm sorunlarını çözeceği “yalan dünya” vaatleriyle seçeneksiz olan insanların zorunlu seçeneği haline gelmektedir.

Böylece çocuklarını, en uygun haliyle, 800 ile 1500 tl arası aylık ödemesi olan kreşlere gönderemeyen, çocuklarıyla ilgili bir sıkıntı yaşandığında danışacağı kimsesi olmayan, okul öncesi eğitimin zorunlu denildiği anasınıfına dahi çocuklarını ödenekler yüzünden başlatamayan yoksullar açısından özel eğitim kurumları zorunlu olarak tercih edilmektedir.

ZİHİNSEL ENGELLİ DEĞİL YOKSUL

Bu seçeneksiz ve yoksul ailelerin çocuklarının okul ve ev dışında başka sosyal alanları yoktur. Bu çocuklar kendi yeteneklerini geliştirebileceği, kendini ifade edebileceği hiçbir etkinliğe katılamıyorlar. Yine bu çocuklar okullarda  “başarısız”  ya da “uyumsuz” olarak “işaretlendiğinde” çocukların ve ailelerinin, mevcut koşullarını değerlendirip çözüm arayacak,  destek verebilecek hiçbir kurum yoktur. Dolayısıyla, en azından çocuklarının bir kuruma gidip bir şeyler öğrenebilme ihtimali ailelere pek tabii ki iyi bir seçenek olarak görünmektedir. Böylece aileler özel eğitim ve rehabilitasyon merkezlerini bir tür “destek eğitim” kurumları olarak görmekte, hatta çocuğun ortalama bir okul başarısı olsa bile yine de bu kurumlara gidip başarısının daha da artabileceğine aileler inanmakta/inandırılmaktadır. Bu durum kesinlikle eğitim sisteminin ne kadar yetersiz ve eşitsiz olduğunun önemli bir göstergesidir.

Eğitim sisteminin yetersizliği, ailelerin zorunlu ihtiyaçlarına karşılık bulma umudu ve özel eğitimlerin sermaye arttırma planları arasında kalan çocuklar da okullar, özel eğitimler ve aile arasında gidip geliyorlar. Bu üçgenin mağduru olan ve sosyo-ekonomik düzeyi en alt sınırlarda olan çocuklar, hastane muayenelerinden geçerek “zihinsel engel” raporuyla özel eğitimlerin yolunu tutuyorlar.

YOKSUL ÇOCUKLAR BATI STANDARTLARI İLE SORGULANINCA

Çocuklara uygulanan testlerin çoğunun standardizasyon çalışmaları batı ülkelerinde yapıldığından Türkiyeli yoksul çocukların bu testlerdeki normlara göre “normdışı” çıkması beklenendir aslında. Çocukların doğuştan getirdiği herhangi bir mental sınırlılıkları olmasa da her çocuğun içinde bulunduğu yaşam koşullarından kaynaklı anlama/algılama ve uygulamalarda farklılıklar oluşması ve yine bu koşulların yetersizlikleri halinde çocukta anlama, algılama ve ifade etmede sınırlılıklara neden olması bizi şaşırtmasa gerek. Ayrıca, tüm bunların yanında, her çocuğun kendine özgün özellikleri, karakteri, yetenekleri olduğunu kabul edersek, bu standart normlar içerisinde yapılan değerlendirmeler de çoğu zaman çocuğun gerçek potansiyelini anlamakta ya da diğerlerinden farklı yönlerini görmekte önümüzde bir engel olarak durmaktadır. Bal yememiş bir çocuğa arılar ne yapar diye sorarsanız ısırır der mesela, ya da hiç deniz görmemiş bir çocuğun, sosyal öğrenme sınırlılığını da göz önünde bulundurursak, balıkla veya gemiyle ilgili bilgisinin olmaması gayet olağandır.

Bu çocukların bir kısmı içinde bulunduğu koşullardan kaynaklı örseleniyor, yaşıtlarından doğal olarak geç öğreniyor, geç algılıyor. Buna “zeka geriliği” deniyor. Bu çocuklar, sayılabilecek onlarca nedenden kaynaklı doğallığında daha öfkeli, daha hareketli ve daha “kontrolsüz” oluyorlar. Bu da “davranış problemleri” olarak görülüyor.

ENGELLİ DEĞİL ENGELLENMİŞ

Bu çocuklar “engelli” değil engellenmiş, “ilgilenilmemiş”, en zaruri ihtiyaçları bile giderilmemiş yoksulun çocukları, yoksul çocuklardır. Bu çocuklar var olduklarını gösterebileceği, öz güçlerini ve yeteneklerini ifade edebileceği hiçbir olanakla karşılaşmadan okul hayatına başlayan “hüsrana uğramış” utangaç çocuklardır.

Çoğu zaman bütünüyle çevresel/sosyal/ekonomik/politik dinamiklerden kaynaklı olan bu engellemeler karşısında çocukların ve ailelerin seçenekleri neredeyse yok denecek kadar azdır. Dolayısıyla sistem kendi içindeki aksaklıkları yine engellenmişlerin engellerini sabit tutarak, onları başka bir kategoride değerlendirerek hatta bulundukları durumun daha altına çekerek o grubu “alt” etmeye çalışıyor.

Çocuklarımızın yaşamlarını engelleyici, örseleyici asıl nedenler sorgulanmadan, içinde bulunan koşullar değiştirilmeden yapılacak her türlü “destek”, “rehabilite etmeye çalışma”  bir yaraya merhem olmayacaktır. Aksine bahsedilen bu çocuklara “engelli” raporu alınarak özel eğitim ve rehabilitasyonlara taşınması çocuğun kendini algılamasında kesinlikle bozulmalar yaratacak, bu merkezlerde karşılaşabileceği her durumdan etkilenecek ve artık kendini “eksik” ve “engelli” görecektir. O aşamadan sonra da çocuktaki bu algının ve kendini yetersiz görme duygusunun değişebileceği ihtimali çok düşüktür.

Sendika.Org