İstiklal Caddesi’nin yüzü ÖLMESİNLER!!! – Ümit Efe

 

Yıllarca yürüdüğüm caddenin hemen hemen her taşını ve her köşesini bilirim diye düşünerek, adım atılacak yer olmayan bir kalabalığa takılıp yürürken sanki hayatımızın bir kesitini kucaklayan caddenin ağırlığı omuzlarıma değdi ve sarsıldım. Geçerken yokmuşsunuz gibi iten insan seline aldırmamak sinir katsayınızı zorlasa da içinizden yükselen bir sesi de kontrol etmek zorunda kalıyorsunuz. Ahhh İstiklal Caddesi!

Bizim gençliğimizi, mücadelemizi, yükselen-alçalan öfkelerimizi taşıyan cadde.

Çok kez “Ölmesinler”, “Serbest bırakılsınlar”, “Kabul edilsin”, “Bulunsun” diye haykırdığımız cadde.

Kendine has renkliliği ile güzelliği ile sabahları lavanta, geceleri kusmuk kokan, adımlarınıza sokak çocuğu çarpan cadde.

Yıllarca geçip gittiğimiz sokakların aralarına sıkışıp kalan bir sabah uyandığımızda donan, yağmurda, çamurda ağlayan sokaklar.

Yıkık dökük çatı meyhaneleri, kemancı kadın, lavantacı teyze, kör satıcı, kestaneci öğrencim, Kürtçe şarkı söyleyen gençler, her dilden ritmler, sokak satıcıları, çalgıcıları, konsoloslukları, şarhoşlar, LGBT bireyler, seks işçileri, şöhret derdinde memleketinden kaçıp bu hayata batan dilenciler, çiçek satan Romanlar, cam silici çocuklar, ruhu dinlendiren kiliseler, korkunç yüzlü konsolosluklar, Çiçek Pasajı, kokoreç, midye tava, küçük sandalyeli çayhaneler, Cumartesi Anneleri, insan haklar savunucuları, meslek odaları, baro, yüzlerce acılı insanın gözyaşlarını taşıyan tarihî taşlar, sevinç çığlıklarımızla kolkola girip haykırarak yürüdüğümüz, yürürken bazılarını kaybettiğimiz arkadaş gülüşleri…

Saklı yaralarımız kanar, her adımda bir anısı olan bu caddede. Bazen sanki hep orada doğmuş ve yaşamış gibi hissedersiniz, bazen de o kadar aynı şeyi o kadar uzun yıl nasıl tekrarladık diye sıkılırsınız.

1996 yılında bir akşam İHD İstanbul Şubesi’nde hapishanelerde süren açlık grevlerinin sonuçlarını beklerken hapishaneye giren heyet haberini aldığımızda fırlayıp çıkmıştık. Şube Başkanımız Ercan Kanar da içeriye girmişti. Bu cadde, yükselen türküler, gecenin sessizliğine eşlik eden bardak sesleri, sahte kahkahalar ve gıcır gıcır ayaklarımıza batan taşlara basarak yürürken, 100 günü aşan açlık grevi nedeniyle ölenler ve ölmek üzere olanlar için koşuyorduk. Her şey ne kadar anlamsızdı. Bilmiyorlardı, belki de bilip bilmezden geliyorlardı, Bayrampaşa Hapishanesi’ne ulaştığımızda polis barikatlarını yara yara hapishanenin önüne vardığımızda adeta kemik yığını halinde bir mahpus hastaneye götürülüyordu. Ohh bitmişti. Kazanılmıştı. Ağladık. İlk kez ağladık birbirimize sarılıp günlerdir.

İstiklal Caddesi’ni aşarak ne kadar çok bu duyguyu yaşadık. Ne kadar çok açlık grevi sonucunu bitirildi haberini duymak için koşturduk.

Bu caddeden dün gece Nuriye ve Semih’i düşünerek yürüdüm. Açlık grevine başladıkları günden bugüne kadar güzel gülüşleri solmasın diye bu iki eğitim emekçisi için ses olmaya çalıştık. Bu cadde ayaklarımızın ve omuzlarımızın ağırlığı ile sarsıldı. Ne kadar zor bir devlet için iki basit talebin karşılanması! Nasıl olabilir ki! Sizler sadece güzel gülüşlü iki genç eğitim emekçisi değilsiniz sevgili meslektaşlarım sizler bizim bu caddenin arkasına saklanan her damla gözyaşımızsınız.

Artık bu caddeden Nuriye ve Semih için mutlu haberler almak için geçmek istiyorum. Onların taleplerine cevap verilmesi ve hayatlarına, işlerine geri dönmelerini istiyorum.

Omzuma çarparak beni yok sayan kitle bu meydana, bizim caddemize doldurulan ve bize alıştırılmaya çalışılan kültür, bizi ötekileştirmekte çabası iliklerimize işliyor.
Nuriye ve Semih ötekileştirilmekte ve yok sayılması istenmekte. Bizim içimizden, bizden birisi onlar, çıkıp geliverseler, birlikte gülüversek, sıcak dost ellerini sıkarak, gençler ne iyi ettiniz, hoş geldiniz, deyiversek…

Herkes kendi inandığı yoldan gider. Bizler sadece hangi yoldan gideceğimizi bilmeliyiz.
Altında binlerce kaderi barındıran İstiklal Caddesi biz senin üzerine bastık geçtik hep, Gezi gibi güzel günlerde özgürlüğü taşıdın sırtında.

Hadi bastığım toprak adına beni müjdeye götür. Nuriye ve Semih ölmesin, talepleri kabul edilsin!